15 Haziran 1978 günü Sovyetler Birliği’ne ait Soyuz 29 uzay aracı, Salyut 6 Uzay İstasyonu'na kenetlenmek üzere fırlatıldı. Görev koltuğunda oturan kozmonotlardan biri, Sovyet uzay programının deneyimli ismi Yuriy Romanenko’ydu. Görev harika başlamıştı, ancak kenetlenmeden kısa bir süre sonra istasyonda beklenmedik, mikrogravite koşullarında çözülmesi imkansız bir kriz baş gösterdi: Romanenko’nun sağ alt azı dişi şiddetle ağrımaya başlamıştı.
Olayın en trajik yönü, ağrının aslında yeryüzündeyken başlamış olmasıydı. Romanenko, dişindeki sızıyı hissetmiş ancak uzay görevinden men edilme ve hayatının fırsatını kaçırma korkusuyla bu durumu uçuş doktorlarından gizlemişti. Dünyadaki o küçük sızı, yörüngeye çıkıp kabin basıncı ve mikrogravite dinamikleri değiştiğinde, iki hafta boyunca kozmonotu uykusuz bırakan, halüsinasyon sınırına getiren bir kabusa dönüştü.
Romanenko’nun iş verimi düştü, dikkati dağıldı, yanındaki meslektaşı Grechko ile olan iletişimi gerildi. Koskoca uzay istasyonu, bir kozmonotun sakladığı diş ağrısı yüzünden operasyonel olarak felç olma noktasına geldi. Dünya’daki kontrol merkezi durumu fark ettiğinde artık çok geçti; yörüngede diş hekimliği koltuğu yoktu. Romanenko acı dolu iki haftanın ardından dünyaya döndüğünde, Sovyet ve NASA tıp protokollerinde kalıcı bir devrim yapıldı: O günden sonra hiçbir astronot/kozmonot, tam panoramik dental radyografi ve agresif bir dental check-up sürecinden geçmeden uzaya gönderilmedi.
Romanenko Vakası, havacılık ve uzay tıbbı tarihine şu altın kuralı kazıdı: Saklanan dental semptomlar, yerçekimsiz veya hipobarik ortamlarda en ağır operasyonel risklere dönüşür. Havacılık emniyeti kuralları maalesef hep böyle acı tecrübelerle yazılır.
Peki, 1978'deki bu uzay dersinden sivil havacılık sektörü olarak biz ne kadar ders çıkardık? Aradan neredeyse yarım asır geçti ama zihniyet kokpitte hâlâ aynı. Bugün havayollarında uçan binlerce pilot, Romanenko ile tamamen aynı psikolojik süreçten geçiyor: 'Medikal durumu gizleme eğilimi' (withholding medical information).
Havacılıkta pilotlar için en büyük kabus, 'Loss of License'; yani sağlık nedenleriyle lisansını kaybetmektir. Geçimini, kariyerini ve kimliğini uçmaya adamış bir pilot; kalbindeki ritim bozukluğunu, gözündeki hafif görme kaybını ya da mental yorgunluğunu sistemden gizlemek için muazzam bir çaba sarf eder. Havacılık psikolojisi literatürü bu gizleme hikayeleriyle doludur.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Kalp ağrısını, psikolojik çöküşünü, görme defektini lisansını kaybetmemek için gizleyen bir pilot kültürü; 'altı üstü bir diş ağrısı' diyerek ağzındaki çürüğü, kökündeki lezyonu, yarım kalmış kanal tedavisini mi gizlemeyecek? Elbette gizleyecek. 'Uçakta bir ağrı kesici yutar, idare ederim' mantığı, kokpitte her gün sessizce koltuk alıyor.
Sorun şu ki, sivil havacılık düzenlemeleri (EASA Part-MED veya SHGM SHT-MED) pilotun beyanına ve dürüstlüğüne güvenirken, dental alanda pilota yalan söyleyebileceği ya da durumu gizleyebileceği muazzam bir gri alan bırakıyor. Pilot kalbini gizlemek için EKG cihazını aldatamaz ama muayenede röntgen istenmediği için ağzındaki apseli dişi çok rahat gizleyebilir.
Romanenko’nun 1978’de uzay istasyonunda çektiği o acı, bugün sivil havacılık otoritelerinin vurdumduymazlığı yüzünden 35.000 feet’te ticari uçuşlarda yeniden yaşanıyor. Havacılık tıbbı, pilotun dürüstlüğünü test etmek yerine, sistemi 'gizlenemez' kılmakla mükelleftir. Kokpit taramalarında panoramik röntgeni zorunlu kılmadığımız her gün, yeni bir Romanenko krizine davetiye çıkarıyoruz.